![]() |
| Bahadır Baruter: Uzun bir Gece |
Ay başlatma beni. Konu çok ağır. Anlatırım. Susmam ona göre. Çatlaklar fenadır. Kırılmamıştır birşey yarılmamıştır da. Topraktır. Yarılsa yenisine yer açardı ama olmamış. Sadece çatlamıştır. Çatlayan şeylerin tamiri zordur. Hatta bir çok insana göre imkansızdır. Japonlar altınla kapatır çatlakları, güzel birşey yaparlar onlardan. Bir kitabım var. Bir hayat yarattım. Evliliği, ruhu, çocukluğu çatlamış bir kadın var. Bu annem mi? Bilemedim. Ama çok benziyor duruşu ona. Yazdım kadını, koydum onu mutfağa bir kase nohutun başına. Ayıklıyor da ayıklıyor. Çıkamıyor o mutfaktan. Başına ne gelirse gelsin çıkmıyor. O mutfakta yaşıyor her anını hayatın. Kocası ayrı, anası ayrı. İnsanlar gelmeye çalışıyor kalemimden, dost olmaya ama o çok mesafeli. Paylaşmıyor, anlatmıyor. En iyi kadın dostları yok onun. Sıkışmış, kapanmış, bir türlü hareket etmeden eder gibi yapıyor. Evden bir kere çıkardım onu. Bakkala gitti. Ağladı yollarda. Sigara aldı. Yıllar sonra yaktı bir tanesini. Hatta bir tane daha, bir tane daha. İçine çekti, derin derin. Ciğerlerinde hissetti. Düşündü. O kadın mutfaktaki kadın değildi. Saçları açılmış, dağılmıştı, yaralarını böğüre böğüre yaşadı. Belki de 'kendi' oldu desem de saçma. Kendi olmak ne demek? Özüne inmek. Kontrolsüzce ne var ne yoksa içinde ona yer açmak mı? yoksa onu salıvermek mi? Salıvermekten çok korkuyor. Derlenip toparlanıp mutfağına dönüyor. Portakal suyu sıkıyor. Kimse yokken sigara içiyor. Çatlakları kapatmakla geçen ömrünü düşünüyor. İşe o kadını bıraktım ve başka bir kadının peşine düştüm bu sene. Cadı. Bilmiyor ama. O daha genç ama onunda ruhu çatlak. Benim kadınlarımın ruhları hep çatlak. O bir cadı...tamir ediyor herşeyi. Belki de tamir edemediğindendir kendisini. Bunun da bir anneannesi var, bununda annesi ölüyor. Ben annesiz miyim? Anneanne oluyor tüm yaşlı kadınlar, mecburen çünkü yazdığım hayatlarda erkeklere yer açmıyorum. Pek girmiyorlar çembere. Onlar çatlakların çıkış noktası oluyor hep, yanıtların arandığı yer onlar. Babayı annede aramak ya da annede babayı yaşamak. Bunun gibi karmaşık herşey. Hiç biri olamamış olması gerekeni. Çatlıyor herşey, sızıyor tüm yaşanmamış söylenmemiş ne varsa, sızıyor o çatlaktan. Hani yaralı atları vururlar ya, işte bu çatlakları da alıp deşmeli, yarmalı. Bazen birşey düzelemez. Onu öldürmelisin ki yeniden hayat oluşsun orada. Anneler ölmüyor, onların çatlattığı yerler hep açık kalıyor. Rüzgar esince acıyor. Annemin ruhu çatırdadı. Suçlu arıyorum. Benim vazom, çanağım, rahmim çatladı. Kim yaptı bunu? Ortaya atıyorum soruyu, kimse oynamıyor. Soru yere düşüp tuzla buz oluyor. Erkekler duymuyor, kadınlar tanıdık gözlerle bakıyor. Erkekler çatlakları görmüyor. Ölen anneler, giden anneler belki de çocuklarını çatlak topraklara bırakmamak için gittiler. Kendilerini yok ederek çocuklarını var ettiler. Annesi ölüyor kadının ama su olarak geri geliyor. Kızının hayatına sızıyor. Belki o sızdıkları yerler iki dünyanın arasındaki portallardır. Karanlığımız kadar en güçlü yanlarımız tıkadığımız yerlerden sızar hayatımıza. Mutfak penceresinin kenarından sızıyor sular. Camdan bakınca müştemilatı görüyor kadın.
488 Kelime... (devamı sonra...şimdi elle yazma zamanı)

No comments:
Post a Comment